Mısırla yakınlaşma Suudi Arabistanın yeni stratejisi mi?

sisi_selman

Suudi Arabistan Kralı Salmanın tahta geçişinden sonra ilk kez Mısıra resmi ziyarete gelmesi akıllarda soru işaretleri doğurdu – iki ülke arasındakı yakınlaşma Suudi Arabistanın yeni stratejisi ola bilir mi? Bazı yabancı uzmanların sözlerine değinirsek eğer bu yakınlaşmanın asıl sebebi Er-Riyadın Suriye, Yemen, Irak ve Libyadakı iç savaşların sonlandırmak isteğidir ve bu konuda da cumhurbaşkanı  el – Sisiye önemli bir rol ayrılmıştır. Son 5 yılda Orta Doğuda patlak veren kanlı iç savaşlar Mısır ve Suudi Arabistanı bir işbirliğine itmektedir. Lakin her ne kadar iki ülke ortak amaçlar için bir araya geldiğini beyan etseler de hem Kahire hem de Riyad Orta Doğuda tamamen farklı politikalar yürütmektedirler. Bu politika ister Suriye krizinde, isterse de Yemen krizinde kendini açıkca beyan ediyor.

Müslüman Kardeşliği ve Riyad

Mısırda demokratik yolla cumhurbaşkanlığına seçilen Muhammed Mursi döneminde iki ülke arasındakı ilişkiler oldukça gerginleşmiş ve hatta Kral Abdullah hükumeti tanımayı redd etmişdi. Mursinin bir askeri darbeyle indirilmesinin ardından ise Kral Abdullah yeni cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisiyi ilk tebrik edenler arasındaydı. Dolayısıyla da Kral Abdullahın 2014-cü ilde ülkeyi ziyaret etmesiyle ikili ilişkiler yenidesn üst düzeye taşındı. Resmi Kahireyi ve Riyadı birleşdiren esas ortak amaç bölgede gittikçe daha kritik bir hal alan teröre karşı mücadeledir ve

bu bakımdan da el – Sisi hükumetinin ister parasal isterse de teknik açıdan en büyük destekçisi Suudi Arabistandır.

Kral Salmanın tahta geçmesinden sonra Mısıra ilişkin politikanın değişmeyeceği ve aynı kalacağı bekleniyordu. Hatta 2015-in Ağustost ayında Suudi Arabistana resmi ziyarete giden el – Sisi bu ülke ile daha sık ekonomik yatırımlar ve askeri konularda ortaklığı amaçlayan “Kahire beyannamesi”ni imzalamıştı. Resmi Riyadın beklentilerinin aksine, Kahire ulusal çıkarlarını daha üstün tutmaya karar vererek gerginliği daha artırdı. Ülkeler arasındakı fikir ayrılığı esasen terörle mücadele, Suriye ve Yemen iç savaşları, ve İran gibi konularda kendini daha önceden belli etmeye başlamıştı. El – Sisi Suudi Arabistanın aksine Şiiliğin merkezi olan İranla ilişkilerin normallaşdirilmesinden yana olup, bu ülkeye karşı sıradan bir “maşa” olmayı redd etmişdir. Riyadla – Kahire arasındakı bir diğer önemli fikir ayrılığı Müslüman Kardeşliği örgütüyle ilgili olmuştur. Kral Abdullah döneminde bu örgüt “terrör” listesine alınmış ve bir çok yerli üyesi idam edilmişdise de yeni Kral – Salman döneminde bu politika ciddi bir değişikliye uğramıştır. Şii İrana karşı bölge ülkelerinden bir koalisyon oluşturmaya çalışan Kral Salman Müslüman Kardeşliği gibi büyük ve köklü örgütlerin (ayrıca örgütün Suriye kolu, Yemendeki El – İslah ve HAMAS da buna dahil) de bu koalisyonda yer alması gerektiğini dile getirmiş ve bununla da el – Sisiyi oldukça tedirgin etmişdir. Mısırın “Aş-Şuruk” gazetesine istinaden verilen bilgide Suudi Kral ailesi mensuplarının 2015 yılının sonlarında örgütün “bankası” rolünü oynayan işadamı Yusuf Nadayla gizli görüşde olmalarından bahs ediyor. HAMAS ve Müslüman Kardeşliği gibi İslami örgütlere karşı politikasının değiştiğini açık şekilde beyan eden Suudi Arabistan bu örgütleri bölge güvenliğine tehdit oluşturan İŞİD-e karşı kullanmaya niyyetli.

El – Sisi Mısırda demokratik hükumeti askeri darbeyle indirmesinden 2 yıl sonra bile halen ülke içinde Müslüman Kardeşliği örgütüne karşı bir iç savaş halinde. Mısırda iç sabitliyin daha da yıprandığı bir dönemde ise Riyad İslami örgütün hem Suriye kolu, hem de Yemen koluyla (El-İslah partisi) görüşmeler yapmışdr. Neticede bu da Mısırın Suriye ve Yemen politikalarında ciddi değişikliklerin meydana gelmesine yol açtı. İlk günlerden Yemendeki operasyona büyük askeri kuvvetle katılan Mısır, son 2 ayda operasyona katılan askeri kuvvetlerinin sayını belirli ölçüde azaltmış ve hatta okulları, sivil hastaneleri roket darbeleriyle yerle bir eden Suudi ordu kumandanlığını sert biçimde eleştirdi.

Suriye krizi

El – Sisi Yemende krizin patlak vermesinden kısa bir süre sonra Suudi Arabistanın bu ülkeye yönelik politikasında fikir ayrılıklarının olduğunu saklamamışdır. Neticede Mısır milli istihbarat teşkilatının da katkılarıyla bir grup genç Suudi Arabitanın Kahire büyükelçiliğinin önünde büyük bir protesto gösterisi düzenlenmişdi. Fakat bu ptotesto olayı yerli basınlarda geniş şekilde yansıtlmamıştır.

Mısır – Suudi Arabistan ilişkilerine gölge düşüren bir diğer önemli konu ise Suriye krizidir. 5 yılı aşkın bir süredir çözüm yolu bulunamayan Suriye iç savaşı bölgedeki diğer ülkelerin de güvenliğini tehdit etmeye devam ediyor.  Bunu göz önünde bulunduran cumhurbaşkanı el – Sisi göreve başladığı ilk gün itibaren diğer Arap liderlerinden farklı bir tavır takınarak Suriyenin toprak bütünlüğünü desteklediğini beyan etmiş ve Beşar Esad rejimiyle diyalog kurulmasının öneminin altını çizmişdi. Kral Salmandan farklı olarak El – Sisiyi bu konuda daha çok düşündüren Suriyenin “federasyona” dönüşe bileceği ihtimalidir. Ülkenin federasyona dönüşmesi halinde Orta Doğunun “ikinci Irağı” olacağı diğer bölge ülkeleri için de bir sırr değildir.

Şubat ayında Suudi Arabistanın “Suriyeye askeri birlik yürüteceğı” haberinin geniş yankı doğurmasından sonra resmi Kaire böyle bir operasyona katılmayacağını ve bunun İslam koalisyonu prensiplerine tamamen zıdd olduğunu belirtmişdi.

Mısırın Suriye sorununa yönelik dış politikasına Suudi Arabistanın nasıl bir karşılık vereceği halen soru işaretleri ile dolu. Bazı kaynaklara göre yeni kral döneminde hem bölge ülkelerine hem de Batıya karşı oldukça agresiv bir dış politika yürüten Suudi Arabistanın bu tavrının aslında Suudi prens Muhammed bin Salmanla bizzat bağlıdır. Böylelikle Yemendeki askeri operasyonun ve bir çok İslam ülkelerinin dahil olduğu antiterör koalisyonun esas kurucusu olan prens Muhammed bin Salmanın ülkenin dış politikasında ne kadar tesirli olduğu bir daha kanıtlanmış oluyor. Ama şu an için Suudi Arabistan dış politikasında esas amaç dayanıklı bir sünni İslam koalisyonunu kurulmasıdır ve böyle bir koalisyonun güçlü ola bilmesi için bölgenin öncü ülkesi olan Türkiyenin de koalisyonda yer alması mutlak bir şart olsa bile Mısır – Türkiye ilişkilerindeki gerginlik Suudi Arabistanın işini daha zorlaşdırıyor.

İttifak uzun sürecek

9 Nisanda Mısır ve Suudi Arabistan liderlerinin imzaladığı ortak antlaşması Sinay bölgesinde yeni serbest ticaret bölgesinin yaratılmasını ve de ayrıca Sinay bölgesinin yeni kalkınma projesini başlamayı amaçlıyor. Suudi Arabistan bölgede 13 yeni sanayi komplekslerinin inşası için toplam 1,5 milyar dolar değerinde bir yatırım yapacak. İlaveten iki ülkenin ortaklaşa 16 milyar dolar büdcesiyle yeni yatırım vakfının kurulması da amaçlanıyor. Suudi Arabistanın Mısırla bu kadar büyük yatırımlı antlaşmaları imzalamasının hemen ardından cumhurbaşkanı el – Sisi Kairenin kontrolünde bulunan ve çok uzun yıllardır tartışma konusu olan Tiran ve Sanafir adalarının Suudi Arabistana iade edilmesi konuda karar verdi.

Adalar konusu 1950-li yıllardan beri Mısır ve Suudi Arabistan arasında tartışılıyor. Suudi Arabistan yıllardır bu adaların kendi deniz sınırları içerisinde olduğunu belirtse bile Mısır ordan çıkmayı kesinlikle reddetmişdir. Uzun süreden sonra ilk kez 2015 – in sonlarında taraflar anlaşmış ve 2016-nın Nisan ayında adaların kontrolü Suudi Arabistana verilmişdir. El – Sisinin bu kararı ülke anayasasına zıdd olduğu gerekçesiyle anaa mualefet partisi tarafından sert biçimde eleştirildi.

Adaların kontrolünün Suudi Arabistana geri verilmesi aslında bir tesadüfden daha çok önceden düşünülmüş stratejik planın sadece bir parçası. Sinay bölgesi hakkında tarafların imzaladığı antlaşma sadece ekonomik kalkınmayı değil Mısır ve Suudi Arabistanı Kızıl deniz üzerinden birleştirecek olan büyük bir köprünün inşasını da öngörüyor. İnşaat planlamasına göre köprü Şarm-el-Şeyh (Mısır), Tiran adası ve Ras – Hamid (Suudi Arabistanın kuzeyi) bölgelerini bir-birine bağlayacak. Köprü fikri 1988-den beri tartışılsa da çeşitli nedenlerden dolayı askıya alınıyordu. Köprü fikri stratejik bakımdan her iki ülke için büyük anlam taşısa bile, oldukça hassas sualtı alemine sahib olan Kızıl denizde böylesine büyük bir inşaatın çok büyük ekolojik felaketler yaratacağı da aşikardır.

Suriye, Iran, Yemen ve Türkiye ve Müslüman Kardeşliği örgütü gibi konularda ciddi fikir ayrılıkları Mısır – Suudi Arabistan ittifakını zayıflatmaya yeterli olmayacaktır. Her ne kadar her iki ülke bu konularda kendi çıkarlarını korumaya çalışsalar bile. Orta Doğuda dengelerin İran lehine değiştiği bir dönemde Suudi Arabistan kendini Batılı müttefikleri tarafından “arkadan hançerlendiğini” belirtiyor. Bu yüzden de kendi ulusal güvenliğini garanti altına almaya çalışan Suudi Arabistan için güçlü bir İslam koalisyonu hayati bir önem taşıyor. Riyadın esas müttefiki olan ABD-nin Mısırdakı darbeci hükumete çeşitli baskılar uyguladığı bir dönemde Suudi Arabistan darbeci hükumetin ayakta kalması için mümkün olan her türlü desteği vermiş ve bununla da gelecek stratejik ortaklığı garanti altına